GERCEK "AVRUPA FATİHİ"
Çarşamba, Ekim 28, 2007 · Kategori: Galatasaray

Birkaç maçla "Avrupa Fatihi" olunmaz, hele ki ülkemizi spor kamuoyuna rezil edenler asla "Avrupalı" olamaz…
Geride kalan 102 yıllık tarihimizde aldığımız başarıların ardından, taraflı tarafsız herkesin yakıştırdığı "Avrupa Fatihi" ünvanını bırakmak gibi bir düşüncemiz hiçbir zaman olmadı, olmayacaktır da. Biz Galatasaray taraftarları, Galatasarayımızın, özellikle bu sezon, bir kabuk değiştirme içerisinde olduğunu görüyoruz. Turkcell Süper Lig'de lider durumda olmamıza rağmen, Avrupa'yı fetheden bir takımın taraftarları olarak, bu liderlik bizi tatmin etmemekte ve UEFA Kupası'nı bir kez daha müzemizde görmek istiyoruz.
Karl Heinz Feldkamp'ın teknik direktör olarak göreve getirilmesi, yeniden yapılanmamız, genç oyunculara güvenilmesi ve birçok kişinin tahmin edilenden çok daha fazla şans verilmesinin ardından, sancılı bir doğum geçiriyoruz.
Bu genç oyuncularımız, yavaş yavaş üzerlerindeki tecrübesizliği atarken, zaman zaman kayıplar da yaşasak, ilerisi için bizlere umut vermekte ve geleceğe çok daha olumlu bakmamızı sağlamaktadır.
Bu gençlere inanıyor ve güveniyoruz ki, Galatasarayımızın uzun yıllar formasını giyecekler ve ileride bizlere çok daha büyük başarıları tattıracaklardır.
Bu sancılı dönemimizde, bazı rakiplerimizin, Şampiyonlar Ligi'nde aldıkları galibiyetlerin ardından, bizim yıllarca alnımızın akıyla elde ettiğimiz "Avrupa Fatihi" ünvanına ortak olmaya çalışmalarını, şaşırarak karşılıyor ve anlam veremiyoruz.
Yeri geldiğinde "Asırlık çınar" yakıştırması yapılan bu kulüpler, düne kadar Manchester United'ı Old Trafford'da, Chelsea'yi de Stamford Bridge'de mağlup etmelerini, kendilerine bir başarı olarak görürken, 100 yılı geçkin tarihlerinde, bir elin parmağını geçmeyecek maç bazlı, kendilerine göre başarıları bulunmamaktadır.
Sadece bir hatırlatma yapmak isteriz ki, Şampiyonlar Ligi'nde geçmiş şampiyonalarda, henüz tur atlamayı başaramazken, Inter'i kendi sahalarında mağlup etmelerinin ardından, koltukları kabarmış, kendilerini "Avrupa Fatihi" ilan etmişlerdir.
Bir diğer kulüp ise, yaslı anlar yaşadığımız günlerde, tüm ulusun desteğini alarak, benzer bir galibiyet elde etmiş ve kendilerine yersiz yakıştırmalarda bulunmuştur.
Zaman her şeyi gösterir ve gelinen noktada görüyoruz ki, tüm ulusun desteğini alan bu kulüp, deplasmanda Liverpool'a 8-0 mağlup olarak, UEFA'nın düzenlediği Şampiyonlar Ligi'ndeki en farklı skoru elde etmiş ve ülkemizi dünyaya REZİL etmiştir.
Diğer kulüp ise, 2001-02 sezonunda katıldığı Şampiyonlar Ligi'nde PUANSIZ ayrılarak Kosice'nin ardından puansız ayrılan ikinci ekip olarak, ülkemizin ismini Avrupa ve Dünya medyasında manşetlere taşımıştır.
Yine aynı kulüp, bu sezon Inter'e aldığı 1-0'lık galibiyetin ardından, Salı gecesi Şampiyonlar Ligi'nde deplasmanda 3-0 mağlup olmuştur. Bu kulübün başkanı, daha önceki Galatasarayımızı hedef alan bir beyanında, 1999-2000 sezonunda elde ettiğimiz UEFA Kupası'nı ve aynı sezonun devamında aldığımız Süper Kupa'yı "Tesadüfi" bir başarı olarak değerlendirmiştir.
Kendilerince tesadüfi bir başarı aldığı iddia ettiği Galatasarayımız, takip eden sezon ardından, Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final'de elenmiş, önceki sezonlarda ise eski adı ile Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Yarı Final'de elenmiştir.
Hayallerinde bile göremeyecekleri UEFA Kupası'nı ve Süper Kupa'yı yenilmeden elde etmek mi tesadüftür yoksa, şu an bulundukları noktalar mı?
Biz, Galatasaray taraftarları olarak, artık tesadüfi başarılar istemiyoruz, biz, 1-0 galibiyetin ardından 3-0 yenilmeler, 2-1'lik galibiyetin ardından tarihi hezimetler istemiyoruz.
Biz ay-yıldızımızın, Avrupa'da ve dünyada gururla taşınmasını istiyoruz.
Bunu da yapabilecek bir kulüp varsa şüphesiz, daha önce olduğu gibi yine Galatasaray olacaktır.
Ali Sami Yen'i, yurdumuzda deplasmanlarda ve Avrupa'da yapılan karşılaşmalarda, tribünleri dolduran taraftarlarımızın zaman zaman, haykırdığı gibi "Bir günde kral olmadık, bir günde tahtan inmeyiz".
Kaynak: Webaslan.com
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Galatasaray UEFA Sampiyonluğu
Pazartesi, Ocak 1, 2007 · Kategori: Galatasaray
Devleri bir bir dize getirdik Arsenal'e Parken'i dar ettik G.Sarayımız'la tarihe geçtik. 10 kişi kaldık ama yılmadık Sakatlandık, asla yıkılmadık Aslanımız'la yine destan yazdık
17 Mayıs 2000... Tarihe yeni bir Türkiye bayramı olarak geçecek artık. Görenler görmeyenlere, bugünü yaşayanlar çocuklarına, torunlarına anlatacak. Dev Taffarel'i... Mehmetçik Bülent'i... Cengaver Hakan'ı... O aslanları... Tarih unutmayacak, efsaneleri Türkiye yıllar geçse de gururla anacak.
NE devleri yıktık birer birer... Sahada yıkamadılar, her yola başvurdular, başaramadılar. Hagi'ye haksız kırmızı kart gösterildi, yetmedi. Bülent sakatlandı, pes etmedi. Arsenal ne yaptıysa yıkamadı. Çünkü onlar kahramandı, hepsi birer altın adamdı. Ve altın adamlar, hakları olan kupaya bilek gücüyle ulaştı
Şan bizim, şeref bizim
KİM bekliyordu ki bunu!
Terim, "Türk futbolunda heyecanı mayıs ayına taşıyacağız" derken, kim inanıyordu!
Belki bir kaç kişi... Ama mutlaka Galatasaray onbiri...
İnandılar, kazandılar.
Avrupa'nın devlerini yıktılar, UEFA Kupası'na Galatasaray'ın, Türkiye'nin adını yazdırdılar...
Sağolun aslanlar... Varolun çocuklar...
Şan bizim, şeref bizim... Ve yarınlar da bizim...
Öyle bir başladık ki maça... Tribünde üstünlüğü ele geçiren taraftarlarımızın da desteği ile fırtına gibi... Hagi haksız bir kararla kırmızı kart gördü, yılmadık... Bülent sakatlandı, kolunu sardı, devam etti, yılmadık...
Çünkü sahada 11 veya 10 kişi değildik...
70 milyon Galatasaraylıydık... Ve bileğimizin gücüyle söke söke kazandık.
3. ve 16. dakikalarda Arif'le yokladık Arsenal kalesini, Seaman'ı geçemedik. 26. dakikada Hakan Şükür'ün dengesini kaybetmesine rağmen vurduğu şutun auta gitmesine yandık. 34. dakikada Overmars'ın nefis vuruşunda Taffarel'in kurtarışıyla rahatladık.
Ah o 48. dakikada... Hagi, Okan'a, o da Hakan'a aktardı. Hakan'ın şutunda direkten dönen topa yandık. 70. dakikada Capone'nin şutu Seaman'ı yıktı ama gol olmadı, üzüldük.
Normal süre bitmiş, umudumuz artarak devam etmişti... 95. dakikada Adams'la karşılıklı itişen Hagi'nin haksız bir kararla kırmızı kart görmesine yandık. Ama inanmıştık bir yere... Yılmadık. Ve her geçen dakika devleşen Taffarel'e şahit olduk. 104. dakikada Henry'nin, 108. dakikada Parlour'ın, 112. dakikada Kanu'nun şutlarındaki kurtarışlarıyla gurur duyduk.
Ve penaltılar... Ergün attı... Suker, direğe çarptırdı. Hakan Şükür ağları havalandırdı. Parlour karşılık verdi. Ümit yine kaçırmadı... Vieira'nın şutu direği salladı. Ve Popescu son vuruşu yaptı:
Galatasaray şampiyon... Ne mutlu Türkiye'ye.
'Yarınlar da bizim'
Terim, "Konuşmakta güçlük çekiyorum" dedi ve ekledi: "Ülkemize hayırlı olsun. İnşallah devamını da getiririz"
GALATASARAY Teknik Direktörü Fatih Terim, maçtan sonra konuşmakta güçlük çekiyordu... "Ne diyeceğimi bilemiyorum" dedi, "Kelimeler boğazıma düğümleniyor" diye de ekledi.
Sarı - Kırmızılı takımın hocası, derin bir nefis çektikten sonra da devam etti:
"Yarınlar da bizim... Ülkemize hayırlı olsun. İnşallah devamını da getiririz. Bizi destekleyen bu insanların hepsine teşekkür ediyorum. Bize güvenen herkesle, bu çocuklarımla iftihar ediyorum. İnşallah devamını da getiririz."
Ve penaltı kahramanları... Topa gelirken neler düşünüyorlardı? Ne hissediyorlardı?
Önce ilk penaltıyı atan Ergün de söz:
"Çok heyecanlıydım. Ama hocam ilk penaltıyı atar mısın, diye sorunca kabul ettim. Derin bir nefes çektim. Soğukkanlılığımı sağlamaya çalıştım. Ve vurdum. Gol olunca dünyalar benim oldu."
Sıra son penaltıyı atan Popescu'da:
"Benim futbol hayatımın en önemli vuruşu herhalde buydu. Bu güzel ülkeye bu mutluluğu yaşattığımız için çok mutluyum. Herhalde şu an dünyanın en mutlu insanı benim."
Yer yerinden oynadı!
Dünya'nın dört bir yanındaki Türkler maçı coşkuyla izledi, çeşitli illerde de şölenler düzenlendi
GALATASARAY'ın UEFA Kupası finalinde Arsenal'le oynadığı karşılaşma nedeniyle Dünya'da adeta yer yerinden oynadı.
Dünya'nın dört bir yanındaki Türkler maçı coşkuyla izledi. Avrupa ülkelerinde, ABD'de, Afrika'da, Asya'da ve Avustralya'da maç için dev ekranlar kuruldu.
Kazakistan'da Türk şirketleri tarafından işletilen üç otelde sporseverler için özel programlar hazırlandı.
Almanya'da, Fransa'da, Hollanda'da, Avusturya'da ve diğer Avrupa ülkelerinde Türkler karşılaşmayı tezahüratlarla izledi.
Taksim'de izdiham
Taksim'de kurulan dev ekran nedeniyle izdiham yaşandı. Binlerce taraftar ellerinde bayraklarla maçı izledi.
İstanbul'un her bölgesinde aynı tür uygulamalar göze çarptı. İzmir, Ankara, Adana ve diğer illerde de dün Sarı - Kırmızı bir gece yaşandı.
Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turu
Rapid Wien-Galatasaray: 0-3
Galatasaray-Rapid Wien: 1-0
Şampiyonlar Ligi (H) Grubu:
Galatasaray-Hertha Berlin (Almanya): 2-2
Milan (İtalya)-Galatasaray: 2-1
Chelsea (İngiltere)-Galatasaray: 1-0
Galatasaray-Chelsea: 0-5
Hertha Berlin-Galatasaray: 1-4
Galatasaray-Milan: 3-2
7 puanla grup üçüncüsü olan Galatasaray, UEFA Kupası'na katılmaya hak kazandı.
UEFA Kupası
3. tur:
23 Kasım 1999: Bologna-Galatasaray: 2-2
9 Aralık 1999: Galatasaray-Bologna: 2-1
4. tur:
2 Mart 2000: Borussia Dortmund-Galatasaray: 0-2
9 Mart 2000: Galatasaray-Borussia Dortmund: 0-0
Çeyrek final:
16 Mart 2000: Real Mallorca-Galatasaray: 1-4
23 Mart 2000: Galatasaray-Real Mallorca: 2-1
Yarı final:
6 Nisan 2000: Galatasaray-Leeds United: 2-0
20 Nisan 2000: Leeds United-Galatasaray: 2-2
Final:
17 Mayıs 2000: Galatasaray-Arsenal: 4-1 (penaltılarla)

Galatasaray Unutulmayanlar
Pazartesi, Ocak 1, 2007 · Kategori: Galatasaray
AĞLARI YIRTAN GOL
Metin Oktay'ın ağları yırtan golü, Türk futbol tarihinin en ilginç olaylarından biridir. 1959 yılında iki grup halinde yapılan Türkiye Ligi maçlarının finalinde Galatasaray-Fenerbahçe karşı karşıya gelir.
10 Haziran 1959 günü İnönü Stadı'nda oynanan maçın 39.dakikasında soldan dalan Metin Oktay, Fenerbahçe'nin santrhafı Naci Erdem'i geçtikten sonra ceza alanına girdiği anda müthiş bir sol vuruş yapar. Özcan Arkoç'un bakışları arasında ağlara giden top oradan da dışarı çıkar.
"Ağları yırtan gol" olarak tarihe geçen bu olay herkesi şaşkına çevirir. Golden sonra Fenerbahçeli futbolcular ağları kontrol etmekten kendilerini alamazlar.
Sarı Kırmızılı takım bu maçı Metin Oktay'ın tek golüyle 1-0 kazanır. Ancak 3 gün sonra yapılan ikinci maçı 4-0 kazanan Fenerbahçe Şampiyon olur.
YIL 1911,YER FENERBAHÇE
Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinin en unutulmaz olaylarından birisi 1910-1911 sezonunda yaşanmıştır. 12 Şubat günü Kadıköy'deki Union Club sahasında yapılacak maça, aşırı lodos nedeniyle bazı Galatasaray'lı futbolcular karşıya geçemez. 11 kişilik takımı tamamlayamayan Galatasaray, Fenerbahçe sahasındaki maça ancak 7 kişi çıkabildi. İnanılmaz bir inançla mücadele veren 7 kişi Fenerbahçe'yi kendi sahasında 7-0 yendi. Sarı Lacivertli takım da bu maçta kalecisi Ali Said'in sakatlanıp çıkması sonucu 10 kişi ve kalecisiz oynamak zorunda kalmış ve gol yiyenin kaleyi bir diger arkadaşına devretmesi şeklinde öteki futbolcularda bir bir kaleye geçmiştir. Bu inanılmaz zaferi kazanarak ezeli rekabetin en parlak sonuçlarından birini elde eden Galatasaray takımının o maçı hangi kadrosuyla oynadığını saptamak ne yazık ki mümkün olmamıştır. Bu konuda, kaynaklar arasındaki çelişkiler içinden çıkılabilecek gibi değildir.
Yanlışı göze alarak verebileceğimiz kadro şöyledir: Ali Sami - Ali, Bekir Bircan, Horace Armitage, Celal İbrahim, İdris, Emin Bülent.
(Cem Atabeyoğlu, bu maçta kalede Ahmet Robenson'un oynadığını belirtiyor. Ayrıca, onun verdiği kadroda Horace Armitage ve Bekir Bircan yok. Emin Bülent de iki ayrı kişi olarak verilmiş... Ancak, bütün bu isimlerin anılmış olması nedeniyle yine de belli bir sonuca varmış oluyoruz.)
Eşfak Aykaç ve Gustav Sebes'in 28 yıl önceki anıları...
1956 yılının 19 Şubat günü Türk futbolunun en büyük mucizesi gerçekleşti...
Türkiye-Macaristan'ın İnönü Stadı'nda 3-1 yendi... Hürriyet, bu tarihi olayın "iki önemli adamı" Türk Milli Takım Tek Seçicisi Eşfak Aykaç ile Macar mucizesini yaratan ünlü futbol adamı Gustav Sebes'in anılarına el koydu.
Eşref Aykaç, yarattığı mucizeden sonra soyunma odasının şaşkınlığını şöyle anlatıyor:
"Bir ara kendimi bayılacakmış gibi hissettim. Macar soyunma odasına girdiğimde başta kaptan Puskaş, milletvekili Bozsik ve Hidegkuti olmak üzere bütün takım ayağa kalktı... Çoğu ağlıyordu... Şaşırdım gözlerim doldu... " Eşfak Aykaç, o tarihi anı bugüne kadar hiç neşredilmemiş yönlerini Türkiye-Macaristan maçı öncesi Hürriyet'e yazdı...
SEBES, 28 yıl önceki Puşkaş, Kocsis, Hidegkuti, milletvekili Bozsik gibi dev isimlerle yarattığı Macar harika takımını anlatan hatıratında şunları yazıyor:
Yurt dışına çıkan ilk takım GALATASARAY
Türk futbolu yurt dışına ilk kez 1911 yılı Eylül ayında çıktı. Ve bir Türk takımı, Avrupa sahalarında ilk maçını 11 Eylül 1911 günü, Macaristan'ın Kolojvar kentinde, bu kentin adını taşıyan Kolojvar takımıyla yaptı. Bu Türk takımı Galatasaray idi.
Ahmet Robenson- Neşet İsmet-Cevat, Hasan, Bekir Bircan-Dalaklı Hüseyin, İdiris, Celal (Şehit) Galip Kulaksızoğlu, Emin Bülent Serdaroğlu'ndan kurulu Galatasaray, Türk futbolunun yurt dışındaki bu ilk maçında Macar Kolojvar'a 5-1 yenildi.
Yine aynı kentte, aynı takımla 13 Eylül 1911 günü oynayan rövanş maçını 4-1 kaybeden Galatasaray, 15 Eylül 1911 günü Budapeşte'de ünlü F.T.C. (Ferençvaroş) takımıyla karşılaştı, bu maçı da 7-1 kaybetti.
Bu ilk yurt dışı seyahatin son durağı olan Bükreş'te 20 Eylül 1911 günü Bükreş Karması ile oynayan Galatasaray, bu maçı 11-1 gibi çok açık bir farkla kazanarak yurt dışında ilk galibiyeti elde eden Türk takımı olmak onurunu da kazandı.
Galatasaray Enler-İlkler
Pazartesi, Ocak 1, 2007 · Kategori: Galatasaray
Avrupa'da, yarıştığı Tüm Kupaları alan İLK ve TEK takım
GALATASARAY ;
Türkiye'nin İLK futbol takımı Galatasaray- (1905)
Dünya sıralamasında İLK On' da 1.sıraya giren İLK Türk takımı.
Devlet üstün madalyası alan İLK takım
UEFA kupasını hiç yenilgi almadan kazanan İLK ve TEK Türk takımı
Türkiye'nin en çok Şampiyon olan takımı (15 kez)
Üç yıldızı alan İLK takım
Türkiye Süper Ligi'nin İLK Şampiyonu
Dünya Kulüpler Şampiyonası'nda Avrupa Kıtasını temsil eden İLK ve TEK Türk takımı
Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final'e çıkan İLK ve TEK Türk takımı
İstanbul Şampiyonluğu'nu kazanan İLK futbol takımı- (1907-1908)
Yurt dışında İLK galibiyet alan Türk futbol Takımı-(1911)
Yurt dışında Türkiye'yi temsil eden İLK futbol takımı- (1911)
Şampiyonlar ligine katılan İLK Türk takımı
Avrupa'da, UEFA kupasını hiç yenilgi almadan kazanan İLK ve TEK takım
Balkanlarda UEFA Kupasını kazanan İLK ve TEK takım
Uluslararası maçlarda kendi sahasında ardarda EN çok galibiyet alan TEK Türk takımı - 20 kez
UEFA kupasını kazanan İLK ve TEK Türk takımı - (1 kez)
Avrupa Şampiyonu olan İLK ve TEK Türk takımı
Süper kupa kazanan İLK ve TEK Türk takımı - (1 kez)
İnternet Sitesine sahip İLK Türk takımı
İspanyolları deplasmanda yenen İLK Türk takımı.
İspanyolları eleyen İLK Türk takımı.
Bir sezonda 2 İtalyan takımını eleyen İLK Türk takımı (Milan-Bologna)
Bir sezonda 2 İngiliz takımını eleyen İLK Türk takımı (Leeds-Arsenal)
Avrupa maçlarında galibiyeti, mağlubiyetinden çok TEK Türk Takımı
Türkiye 1. Ligi'ni na-mağlup bitiren İLK takım (1985-86)
EN fazla aralıksız şampiyon olan takım. - 4 kez
Yerli hocayla EN çok şampiyon olan takım. GALATASARAY - 9 kez
EN fazla şampiyonluk yaşayan futbolcular Bülent (8 Kez)- Suat, Arif ( 7 Kez )
Bir sezonda EN fazla Avrupa Kupa maçı oynayan takım.- 18 kez (Süper kupa dahil)
Avrupa'da Şampiyonlar Ligine EN fazla katılan takım GALATASARAY - 6 kez
Şampiyonlar liginde EN fazla puan toplayan Türk takımı- 10 puan
Türkiye Spor yazarları Kupasını EN fazla kazanan takım
Türkiye Kupasını EN fazla kazanan takım -13 kez
Cumhurbaşkanlığı Kupasını EN fazla kazanan takım- 10 kez
Avrupa kupalarında 1 sezonda EN fazla puan toplayan takım. - 17 maç 34 puan
Avrupa'da, bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla galibiyet alan takım. - 11 kez (Süper kupa dahil)
Bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla gol atan takım.- 35 gol (Süper kupa dahil)
Deplasmanda aralıksız EN fazla yenilmeyen takım.- 40 kez
Bir sezonda EN fazla maç yapan takım. GALATASARAY - 59 kez (Süper kupa dahil)
Avrupa Kupaları'nda EN çok tur geçen Türk takımı. Bir sezonda EN fazla maç yapan futbolcu
HAKAN ŞÜKÜR - 54 maç 4697 dakika
Avrupa Kupalarında EN fazla maç yapan Türk takımı.
Türkiye liglerinde bir sezonda EN fazla gol atan takım. - 62-63 sezonu 105 gol
Türkiye liglerinde EN çok resmi kupa kazanan takım -56 kupa
Avrupa Kupalarındaki İLK Goller
1.GOL: Metin Oktay -27.08.1956 (Galatasaray-Dinamo Bükreş:1-3)
100.GOL: Uğur Köken -1.10.1969 (Galatasaray-Vatford:2-3)
200.GOL: Mirsad Seydiç-20.10.1982 (Galatasaray - Avusturya Wien:2-4)
300.GOL: Uğur Tütüneker -4.11.1992(Galatasaray - E.Frankfurt:1-0)
500.GOL: Tugay Kerimoğlu 5.11.1997 (Galatasaray - Sparta Prag:2-0)
400.Gol Faruk Yiğit tarafından 13.7.1996 tarihinde Kocaeli- Hibernias maçında atılmıştır.
Teşekkürler GALATASARAY !
Teşekkürler; Bu gurur veren tablonun yaratılmasında emeği geçen herkese..
Eminiz daha birçok EN'ler ve İLK'ler vardır.
Teşekkürler Gözden kaçırdığımız bütün EN ve İLK'ler için....
Galatasaray Gol Kralları
Pazartesi, Ocak 1, 2007 · Kategori: Galatasaray
| 1958/1959 1959/1960 1960/1961 1962/1963 1964/1965 1983/1984 1987/1988 1990/1991 1996/1997 1997/1998 1998/1999 |
Metin Oktay (11) Metin Oktay (33) Metin Oktay (36) Metin Oktay (38) Metin Oktay (17) Tarik Hocic (16) Tanju Colak (39) Tanju Colak (31) Hakan Sukur (38) Hakan Sukur (32) Hakan Sukur (19) |
Galatasaray Antrenörleri
Pazartesi, Ocak 1, 2007 · Kategori: Galatasaray
Nikolof (Futbolcu)-Bulgaristan
Emin bülent (Futbolcu)
Horace Armintage (Futbolcu)
Emin bülent (Futbolcu)
Sadi Bey
Ali Sami Yen
Necip Şahin (Futbolcu)
Adil Giray (Futbolcu)
Billy Hunter- İskoçya
Nihat Bekdik (Futbolcu)
Lamberg- Macaristan
Fred Pegnam- İngiltere
S. Pedeafoot- İngiltere
Hans Baar- Avusturya
Peter Szabo- Macaristan
Peter Tandler- Avusturya
Hayman- İngiltere
C. Zaharczuk- Polonya
Jhon Begget- İngiltere
Miço Dimitriyadis
J. Szweng- Macaristan
Pat Molloy- İngiltere
D. Lockhead- İngiltere
Gündüz Kılıç
Lazlo szekelly- Macaristan
Gündüz Kılıç
George Dick- İngiltere
Remondini- İtalya
Gündüz Kılıç- Çoşkun Özarı
Gündüz Kılıç
Eşfak Aykaç- Bülent eken
Kaleperoviç- Yugoslavya
Coşkun Özarı
Brian Birch- İngiltere
Brian Birch- İngiltere
Don Howe- İngiltere
Mansell- İngiltere
M. Allison- İngiltere
Fethi Demircan
Coşkun Özarı
Turgay Şeren
Brian Birch- İngiltere
Özkan Sümer
Tomislav İviç- Hırvatistan
Jupp Dervall- Almanya
Mustafa Denizli
Siggi Held- Almanya
Mustafa Denizli
Karlheinz Feldkamp- Almanya
Rainer Hollmann- Almanya
Reinhard Safting- Almanya
Graeme Souness- İskoçya
Fatih Terim
Mircea Lucescu-Romanya
Fatih Terim
Gheorghe Hagi
Eric Gerets
Galatasaray Baskanları
Pazartesi, Ocak 1, 2007 · Kategori: Galatasaray
Galatasaray Spor Kulübü başkanlarının listesi:
Ali Sami Yen (1905 - 1918) (1925)
Refik Cevdet Kalpakçıoğlu (1919 - 1922) (1934)
Yusuf Ziya Öniş (1922-1924) (1950 - 1952)
Ali Haydar Şekip (1925)
Ahmet Robenson (1926)
Adnan Ibrahim Pirioğlu (1927)
Necmettin Sadak (1928 - 1929)
Abidin Daver (1929 - 1930)
Ahmet Kara (1930 - 1931) (1933)
Tahir Kevkep (1931 - 1932)
Ali Haydar Barsal (1932 - 1933) (1933 - 1934)
Fethi Isfendiyaroğlu (1933)
Saim Gögen (1936 - 1937)
Sedat Ziya Kantoğlu (1937 - 1939) (1944)
Nizan Nuri (1939)
Adnan Akıska (1939)
Tevfik Ali Çınar (1940 - 1942)
Osman Dardağan(1942 - 1943)
Muslihittin Peykoğlu (1944 - 1946)
Suphi Batur (1946 - 1950) (1965 - 1968)
Ulvi Yenal (1953) (1962 - 1964)
Refik Selimoğlu (1954 - 1956) (1960 - 1962)
Sadik Giz (1957 - 1959)
Selahattin Beyazıt (1969 - 1973) (1975 - 1979)
Prof. Dr. Mustafa Pekin (1973 - 1975)
Prof. Dr. Ali Uras (1979 - 1984) (1984 - 1986)
Dr. Ali Tanrıyar (1986 - 1988) (1988 - 1990)
Alp Yalman (1990 - 1992) (1992 - 1996)
Faruk Süren (1996 - 2001)
H. Mehmet Cansun (2001 - 2002)
Özhan Canaydın (2002 - ....)
Galatasaray Baskanları ve Kupalar
Pazartesi, Ocak 1, 2007 · Kategori: Galatasaray
Galatasaray Spor Kulübü başkanlarının listesi:
Ali Sami Yen (1905 - 1918) (1925)
Refik Cevdet Kalpakçıoğlu (1919 - 1922) (1934)
Yusuf Ziya Öniş (1922-1924) (1950 - 1952)
Ali Haydar Şekip (1925)
Ahmet Robenson (1926)
Adnan Ibrahim Pirioğlu (1927)
Necmettin Sadak (1928 - 1929)
Abidin Daver (1929 - 1930)
Ahmet Kara (1930 - 1931) (1933)
Tahir Kevkep (1931 - 1932)
Ali Haydar Barsal (1932 - 1933) (1933 - 1934)
Fethi Isfendiyaroğlu (1933)
Saim Gögen (1936 - 1937)
Sedat Ziya Kantoğlu (1937 - 1939) (1944)
Nizan Nuri (1939)
Adnan Akıska (1939)
Tevfik Ali Çınar (1940 - 1942)
Osman Dardağan(1942 - 1943)
Muslihittin Peykoğlu (1944 - 1946)
Suphi Batur (1946 - 1950) (1965 - 1968)
Ulvi Yenal (1953) (1962 - 1964)
Refik Selimoğlu (1954 - 1956) (1960 - 1962)
Sadik Giz (1957 - 1959)
Selahattin Beyazıt (1969 - 1973) (1975 - 1979)
Prof. Dr. Mustafa Pekin (1973 - 1975)
Prof. Dr. Ali Uras (1979 - 1984) (1984 - 1986)
Dr. Ali Tanrıyar (1986 - 1988) (1988 - 1990)
Alp Yalman (1990 - 1992) (1992 - 1996)
Faruk Süren (1996 - 2001)
H. Mehmet Cansun (2001 - 2002)
Özhan Canaydın (2002 - ....)
Galatasaray ve ATATÜRK
Pazartesi, Ocak 1, 2007 · Kategori: Galatasaray
Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ü "bir takım taraftarı" yapmak çabaları, tarihin gerçekleri karşısında her zaman hüsrana uğruyor.Ulusların yaşamında çok az sayıda kişi önder niteliğini kazanmış ve tüm ulusa mal olmuştur. Bu nitelikteki kişilerin kayıtlı belgeler olmadan sözel tanıklıklara dayanarak birtakım alanlarda tüm ulusun aidiyetinden koparılıp bazı camialara mal edilmesi yanlış bir tutumdur. Bu kişiler tarihsel özellikleriyle, kişiler, topluluklar, gruplar ve camialar üstüdür. Bunun tersini savunmak kişi ve camialara bir öncelik kazandırmayacağı gibi, toplumsal boyutta da onarılmaz yaralar açar. Bunun bilincinde olan gerçek önderler de, toplumun tümünü kucaklamayan ve kurucusu olmadıkları ya da arasında yer almadıkları oluşumlara katılma konusunda büyük hassasiyet gösterirler. Mustafa Kemal Atatürk bu özeni göstermemiz gereken kişilerin başında gelir.
Atatürk'ün Galatasaray camiasıyla olan ilişkisi, Galatasaray Lisesi'ni 2 Aralık 1930, 28 Ocak 1932 ve 1 Temmuz 1933 tarihlerindeki ziyaretleriyle somutlaşmıştır. Çok yakın bir tarihte yitirdiğimiz ve bugün örneğine pek rastlanmayan "dinozor" gazeteci Metin Toker' in sözleriyle
"Hiçbir lise Atatürk'ten böyle bir ilgi görmemiştir...Galatasaray, sadece 'Türkiye'nin' Batı' ya açılan penceresi' değil, Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden, belki de en önemlisi laisizmin kilometre taşlarından biri olmuştur.
Nasıl Harp Akademisi, Harbiye ve Mülkiye sıradan eğitim müesseseleri sayılmazsa Galatasaray da sıradan bir lise sayılamaz."
Evrensel bir sevgi
Galatasaray camiasının Atatürk'e karşı duyduğu sevginin evrenselliği 956 okul numaralı Celalettin Som' un satırlarında çarpıcı bir biçimde dile gelir:
"Galatasaray Lisesi 7. sınıftaydım. Sınıf, müdür merdiveni karşısında, ön avluya bakan, müdür odasından sonraki ilk sınıftı. Beyoğlu Caddesi'nin bütün gürültüsü duyulurdu. İlk dersimiz Fransızcaydı. Hocamız Monsieur M. Journé anlatıyordu...Birden bütün sesler sustu...Koyu sessizlikte mektebin önünde virajı alan tramvayın acı çığlık sesine benzeyen demir tekerleklerin raylara sürtünmesinden çıkan ses kulaklarımızda çınladı...M. Journé ders anlatmayı kesmiş, başını elleri arasına almış ağlıyordu!..Tarih 10 Kasım 1938 saat 9'u 5 geçiyordu...ATATÜRK vefat etmişti." İşte o günlerde evrensel ve toplumlar üstü bir devlet adamına karşı duyulan evrensel sevgi budur.
Galatasaray Lisesi'ni İlk Ziyareti
1930 yılında dünyanın ve Türkiye'nin, siyasal ve toplumsal konjonktürü oldukça hareketlidir. Atatürk 18 Kasım'da bir yurt gezisine çıkar ve İstanbul'a döndükten sonra bazı okulları ziyaret ve teftiş eder. Devletin resmi yayın organı Ayın Tarihi mecmuası bu olayı şöyle anlatır (cilt 23-24, sayı 79-81, sayfa 6630-6631):
"3.12.1930; Reisicumhur Gazi Hz. saat ikide otomobille saraydan hareket ederek sıra ile Harp Akademisi, Mülkiye ve Harbiye Mekteplerini...buradan Galatasaray Lisesi'ni teşrif ettiler.(...) Galatasaray Lisesi'nde kütüphanenin hatıra defterini imzaladılar. Daha sonra müdür odasında bir müddet oturarak mektebin vaziyeti umumiyesi ve talebenin durumu hakkında konuştular. İmla, resim ve lisan derslerinde bulundular, mektep müdüründen uzun uzadıya izahat aldılar..."
Şimdi devlet arşivlerinden edinilen bu kuru ve nesnel bilgilerin yanına çağdaş yazınımızın öykücülüğünün ve tiyatro yazarlığının bir klasiği olan, benzersiz kurgu işçiliğinin yanı sıra edebiyatımıza 'humour' denilen ince alayı ve gözlem gücünü de kazandıran ve bir Galatasaraylı olan ustanın kalemine, Haldun Taner'in gözlemlerine başvuralım ve bu ziyareti bir kez de onun anlatısından dinleyelim:
Şarklıların Efsaneye Düşkünlüğü
"Ya sekizde ya dokuzda idik. Demek ki otuz, otuz bire rastlıyor. Mektepte bir telaş, bir kıyamet. Taş tablolar boyanıyor, yıkık yerler sıvanıyor. Meğer Gazi Paşa gelecekmiş. İdare her sınıfa Afet Hanımın, baskısı henüz bitmemiş Yurt Bilgisi kitabından üçer nüsha dağıttı. Talebeler kımlanıyor: 'Ah bir bizim sınıfagirse.'Hocalar başka gûna: 'Allah vere bizimkine girmese.' (...) Atatürk'e bakıyorum, resimlerinde sık sık gördüğümüz pozlarından birinde: Sol elinin iki parmağını üst yelek cebine takmış, başı hafif öne eğik, çatık kaşları ve o meşhur bakışıyla gözünün üstünden müdüre bakarak anlattıklarını dinliyor. Biz Şarklılar neden ille her şeyi büyütüp efsaneleştiririz. Aklı başında insanlardan duymuştum: 'Bakılamıyor efendim,' diyorlardı. 'İmkânı yok gözlerine bakılamıyor. Çenesine kadar hadi neyse ne ama, başınızı daha yukarı kaldırdınız mı, gözleriniz iki kuvvetli projektörle karşılaşmış gibi kamaşıyor, çarpılıp sersemliyor, bir şeyler oluyorsunuz.' Ben bunu duydum ya, şimdi korkudan başımı kaldırıp da yüzüne bakamıyorum. Bütün görebildiğim: Saatinin kösteği, yeleği, sol elinin yelek cebine dalmış iki parmağı, kolalı devrik yakası, hadi bilemediniz biraz da çenesinin ucu...Hepsi bu kadar. Ama çocukluk işte, şeytan dürttü. Ya herrü ya merrü deyip birden daha yukarı bakıverdim. A, ne kamaşma ne çarpılma, işte pekala bakılabiliyordu. Hatta müdür de bakabiliyordu. Hoca da bakabiliyordu.
Bu Gözlerden Hiçbir Şey Kaçmaz
Gerçi projektör, şimşek filan edebiyat ama, şunu söylemeli ki, bu bakış pek öyle herkesin bakışına da benzemiyordu. Bu gözler bir yere bakıyor ama baktığı şeyden çok daha gerileri çok daha derinleri görüyor gibi idiler. O gün, orada, onun karşısında çocuk kafamın koyduğu ilk teşhis şu oldu: Bu gözlerden hiçbir şey kaçmaz arkadaşlar. Bu adam kandırılamaz, aldatılamaz. Bu adam mugalataya, laf cambazlığına pabuç bırakmaz. Bu adam, bilmek için öğrenmiş olmaya ihtiyacı olmayan, bildiğini bilen, bilmediğini de şıp diye sezen bambaşka bir insandır(...) Atatürk mektepten ayrılmak üzere iken paydos trampeti çaldığından hepimiz bahçeye boşandık. Rahmetli, maiyetindeki mutat zevata bir şeyler söyledikten sonra talebe kalabalığının ortasına dalıverdi. O, tek başına, ortamızda, maiyetindeki zevat ise geride, çok geride, mektebin iki kanadı da açılmış cümle kapısına doğru yürümeğe başladık. Atatürk, yüzünü daha iyi görebilmek için yengeç gibi yampiri yampiri hatta gerisin geri yürüyen bir sürü çocuğun arasında, iki eli ceketinin iki yan cebinde, gururlu ve gülümser ilerliyordu. Büyük kapının önüne binlerce meraklı birikmişti. El ele vermiş polisler kaldırımlardan taşan halk kitlesini zor zaptediyorlardı. Karşı apartmanların her bir penceresinde ben diyeyim, on, siz deyin yirmi baş. Atatürk görününce bir alkış koptu. Aklımıza gelmiş gibi biz de onlara uyduk. Atatürk bu alkışlar arasında otomobiline bindi (...) Akşam, etütte yoklama yapılınca, o kargaşalıkta iki açıkgöz arkadaşımızın neharilere karışıp mektepten kaçtıkları anlaşıldı. Geçmiş zaman, kendilerine idarece bir ceza verildi mi idi, pek hatırlamıyorum. Galiba, bu tarihi günün yüzüsuyu hürmetine, Beyoğlu'nda sürtüp durdukları yanlarına kâr kaldı idi. E, artık o kadar da olmasın mı?"
İkinci Ziyaret
Mustafa Kemal, 28 Ocak 1932 Perşembe günü Beyoğlu'nda otomobille çıktığı bir gezinti sırasında saat 16'da Galatasaray Lisesi'ni ikinci kez ziyaret ederek onurlandırmıştır. Lisedeki tarihi Tevfik Fikret salonunda verilen bir müsamereyi izlemiş ve oyunda rol alan öğrencilere övgüler yöneltmiştir. Niyazi Ahmet Banoğlu'nun "Atatürk'ün İstanbul'daki Hayatı" adlı yapıtında bu ziyaret hakkında bilgi verilmektedir.
Üçüncü Ziyaret
Atatürk'ün Galatasaray Lisesi'ne üçüncü gelişinin tarihi 1 Temmuz 1933'tür. Gazi bu gelişinde öğrencilerin Tarih-Coğrafya-Yurt Bilgisi grubundan geçirdikleri orta mektep bakalorya sınavlarına bizzat katılmış ve çeşitli sorular sormuştur. Maiyetiyle (Riyaseticümhur Katibi Hikmet (Bayur), Başyaver Celal, Yaver Şükrü ve Cevdet Beyler ve Muallim Afet Hanım) Lise' ye gelen Atatürk talebenin alkışları arasında Müdürlük odasına çıkmış, burada müdür Tevfik Bey ve öğretmenlerle okul hakkında görüştükten sonra doğruca imtahan odasına girmiştir.
İlhan E. Postacıoğlu'nun anılarından Gazi'nin imtahan odasına girdiğinde sınavdaki öğrencinin Bandırmalı Ahmet olduğunu öğreniyoruz. Ardından Serbest Fırka'nın kurucusu Fethi Okyar'ın oğlu Osman (Okyar) sınav odasına alınır. Sınavdan çıkan Osman Okyar'a Atatürk tarafından babasına selam söylendiği öğrenciler arasında hızla yayılır ve büyük bir memnuniyet uyandırır. Atatürk'ün Galatasaray Lisesi öğrencilerine yönelttiği bazı sorular şunlardır: Atilla'nın Romalılar'la ilk harbi; Sevr muahedesiyle, Lozan muahedesi arasında ne gibi farklar vardır?; Eti medeniyeti; Devletçiliğin ve fertçiliğin mukayesesi; Şimendifer siyasetimiz; Malazgirt Meydan Muharebesi; Din ve laiklik üzerine sorular; İspanya yarımadası; Mudanya Mütarekesi; Bizanslılarla Türklerin ilk temasları; Referandum ve halk oylaması vb. Sınavlar gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürmüş ve Atatürk Galatasaray Lisesi'nden memnun kalarak ayrılmıştır. Dönemin okul müdürü olan Tevfik Ararat o günün izlenimlerini şu sözlerle anlatır:
"1 Temmuz 1933, Galatasaray Lisesi'nin yaşadığı en büyük gündür; o gün Gazi Hazretleri, müessemizde beş saat bir çeyrek saat kalmışlar, ve birinci devre Tarih-Coğrafya-Yurtbilgisi mezuniyet imtahanlarına giren talebemizden dokuzunu imtahan etmek lütfunda bulunmuşlardır. Galatasaray Lisesi, bundan sonra, o unutulmaz günü her sene anmak ve tekrar yaşamak için aynı devrenin aynı imtihanlarını daima aynı güne koyacaktır."
Bu yazı, "Dünden Bugüne Galatasaray" (Hazırlayanlar: Vefa O. Semenderoğlu-Osman Tamburacı), "Atatürk Önünde Tarih Bakaloryası" (İlhan E. Postacıoğlu), "Şişhaneye Yağmur Yağıyordu; Ayışığında Çalışkur" (Haldun Taner), "Atatürk ve Galatasaray" (Galatasaray'ın 500. Yıldönümünü Kutlama Komitesi), "Galatasaray Tarihine Ait Belgeler:I (1868-1933) (Orhan Koloğlu) başlıklı kitap ve belgelerden Metin Pınar tarafından derlenmiştir.
« Önceki ::